21.12.2009
20.12.2009
11.12.2009
5.12.2009
25.11.2009
23.11.2009
19.11.2009
17.11.2009
16.11.2009
14.11.2009
13.11.2009
- beklenti (ve beraberinde gelen varsayımlar)
- beklenti olgusunun sonuçsuzluğunu kavramak
- vazgeçmeye çalışmak; ya da herşeyi/her kimseyi olduğunca kabullenmeyi denemek
- yine başaramamak, ya da kendini başardığına inandırarak çuvala bir ağırlık daha atarak devam etmek
- başaramadığını fark edip de beklentiden vazgeçemedikçe mutsuz olmak yahut beklentinin nesnesinden vaz geçerek döngünün başına dönmek
11.11.2009
10.11.2009
8.11.2009
6.11.2009
hayatlarımızda sürekliliğini yitirmemiş tek duygu sanırım Bülent Somay'ın da bahsettiği eksiklik hissi...mükemmel bir iş, aile, sağlık, huzur mevcutken bile elimizin altında bulamadığımız, yokluğunun varlığını hissettiğimiz bir "şeyler kümesi". Eksikliği ifade edebilmek için yazıya dökmeye çalıştığımda ise tek fark ettiğim, yazdığım tasvirin bir eksiği anlatmak için çok fazla olduğu...
26.10.2009
22.10.2009
21.11.2009
19.10.2009
18.10.2009
İçimden hiç bir şey yapmak gelmiyor.. sıkılganlığımı yahut bunaltımı da ruh halime bağlıyorum. Oturuyorum yazı yazmak, yahut iş yapmak için… oturduğumdan bir iki dakika sonra kalkıp kendi etrafimda dolanıyor ve yeniden oturuyor, sıkıntımı binlerce kat artmiş bir yoğunlukta hissediyorum.
Gitme arifesinde, hüzünden tepeleme dolmuş bir ruh haliyle, oturduğum yeri yadırgıyorum. Gitmeden evvel durup kalmak istemiyorum. Saatleri bir saat geri alıcaklarını duyuruyorlar gazetelerde. Bir saat yetmez bana diyorum, saatler olsa yine yetmez bulup, bulduktan sonra da söküp atmaya bu içimdeki diyar diyar karanlığı.
Kalbimi oda oda dolaşsam da, istediğimi bulamıyorum. Ancak celallenip bağırıyorum kendi kendime: " Nedir istediğin yine?!"
"i knew you could, never forever stay." aklıma düştü. neydi bu?
15.10.2009
Bulunduğum yeri ve dönüştüğümü fark ettiğim kişiyi garipsedim. Yahut, bir zamandır sessizce garipsemekte olduğum ben’i yeni gördüm. Şimdiki ifadesizliğim, yoksunluğumdan ziyade bezginliğimden. İçinden geçtiğim, ve bir doğal felaket olduğuna neredeyse emin olduğum yoğunluğu anlatabilmek, anlatmaya defalarca çalışmaktan daha da yorucu.
Bazen, dün de olduğu gibi, henüz varlığından emin olmadığım bulaşıcı bir hastalığın bedenimi yavaşça elegeçirdiğini kuruyorum beynimde. İç organlarımı kemiren bir parazit var sanki. Daha da korkuncu, bu parazit bana sonradan bulaşan bir şey değil de, varlığımın bir parçası belki de.
Bir daha hiç olmayacağım kadar yorgunum,
bir daha hiç olmayacağım kadar hasta ve halsiz
neyin var diyorsun sen.
endişeli bir dost değil de,
soymaya hazır bir hırsız edasıyla
dönüp gülümsüyorum sahtekarca
yok diyorum hiç bir şey, meraklanma
olsa dükkan senin ama, aklımda.