21.12.2009

yazmam gereken dışında her şey sanki beni ilgilendiren... yazmam gerekenin sınırları dışı olan herşey.

21.12.2009

bir çift
ikiz
birbirinin aynısı
birbirinin aynası

taktım ikizlere...

20.12.2009

dünyayı klonlama vakti geldi. Teknolojinin son yenilikleri kelimeleri, imgeleri, suretleri çoğaltmayı başardıktan hemen sonra, sıra dünyayı tümden klonlamaya geldi. Hep bir ikizi olmuş olsun isteyen dünya içinse hava hoştu. Kendini aynadan izlediği aksinden daha iyi yansıtabilecek bu ikize kucak açtı ve yapaylığını göz ardı etti

11.12.2009



"eyvallah
ne yaparsan yap, banane
git içine doğru
iç cehennemine
çıkışsız bir zindan olsun vardığın oda
ya da sen san öyle
çözümsüz, dinmez zannet acını
ağla sızla, yalnız kendine"



5.12.2009

Merak ediyorum
geceleri ben yokolduğumda
neler oluyor dünyada?

mesela
bilinçsizliğimde yaşayan bir ben
ve titreşen bir sen
devam ediyor mu ol'maya?

mesela
olmayan günlerde ilerleyen saatler
durgun şimdilerde süregelen geçmişler varken
ve
bir yanın gündüz, bir yanın geceyken
bir de
nefes alıp aynı anda nefessiz kalırken
yapamayışlar ve olamayışlardan yakınırken
neler oluyor içinde ve dışında?

28.11.2009

biraz kendime ara verip başkalarıyla ilgileniyorum...
sessiz düşünücem.

25.11.2009

bugün nötr bi gün... ne yukarda ne aşağıda, ortada bi yerdeyim... belki de merdivenin kaçıncı basamağında olduğuma bakmaya vaktim olmadığı için öyle gelmiştir...

23.11.2009

belki de hayatta uğradığımız bütün güçlükler aklımıza gelen ilk fikirden vazgeçemememizden kaynaklanıyor

ne kadar uzakta olman gerekiyor kendinden kaçabilmek için?
yetersizliğimi bir defa daha yoğunca hissettim.kendi kendine yetmeden başkasına yetemezsin diyor birisi içimden. başkasını göremezsin kendini görmeden.

kendine baktığında gördüğün herşeyi sevmezsin ve vazgeçersin bakmaktan.kendine bakar gibi mi bakmalı insan başkasına da? birinin peşinden ne kadar koşarsan o kadar yalnız kalırsın... ya kendi peşinden koşarsan?

zamanla yarışmak mümkün değildir, herkes bilir..de kendinle yarışmak mümkün müdür? sürekli kendinden kaçan bir kendin varsa, ne zaman yakalarsın onu?

benim hakikaten
canım sıkıldı kendimden.


19.11.2009

dediğim gibi
daha doğrusu Attila İlhan'ın dediği gibi:

"yanıldığımız herşeyi birden istemekti
isteği gerçekleştirmez isteğin yoğunluğu
ihtiyaç başka bir boyuta geçmekti
devreden çıkarıp gereksiz sorumluluğu

tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
sararmiş yaprakların usulca savrulduğu
köprüler yıkıldı artık kendimleyim
parmak uçlarında ölümün soğukluğu"

17.11.2009

yağmur yağdı bugün. bir şey olsun istedim. bir anda beklemediğim güzel bişey olsun.

yıldız tozları, parıltılı kıpırtılar.... bekledim alıştığım gibi. olmadı. ama bi dakka, daha gün bitmedi!
pırıltısız ve yıldızsız, hatta bi de akılsız bişeyler karalayayım dedim.


Dalgasız deniz olmaz, denizsiz dalga

evvel zaman içinde
kalbur saman içinde
keçiler berber iken
develer tellal iken
horozlar imam iken
ben dedemin beşiğini
tıngır mıngır sallar iken

bir deniz varmış karalar içinde
bir dalga, kumsallar peşinde
deniz dalganın siperinde
dalga denizin düşünde
sürüklenip beraberce
yol almışlar öylece
iç içe ve peş peşe
az gitmişler, uz gitmişler
dere tepe düz gitmişler
bir gün hayatlarından bezmişler
dalga "git" demiş denize
karışma benim işime
sen başka uğraş bul kendine
kumsaldır benim istediğim
kuytu bir taş, suskun bir kum tanesi
dinleniceğim bir huzur köşesi
fırtınasız ve kuru
senden uzak ve duru


deniz gitmem demiş dalgaya
gidemem, anlasana
dalgasın sen ama
bensiz yoksun aslında
kumsallar istersin bilirim
huzurlu, kumlu ve kuru
,
,
,
, arkası başka bir sıkılma an'ına

16.11.2009

aşk*ı tasvir etmeye çalışıyorum ama her yorumum bu duyguyu yoksullaştırıyor.


aşkaşkaşakşakşakaşakaşakşakaşkaşakaşka
aşakaşakaşakaşakaşakaşakaşakaşakaşakaş

ne bu şimdi?
aşk mı şaka mı?

15.11.2009

selfless in Türkçe'ye çevirisi özverili imiş... hayda...

14.11.2009

pendulum...
bir o yana. bir bu yana
hep aynı noktadan bir diğerine hareket halinde
git gel git

13.11.2009

"insanın kendisiyle olan ilişkisi de dahil olmak üzere*her ilişki için bir ötekine ihtiyaç vardır..." -bu blog şu an(8:42pm Buenos Aires'te) benim 'öteki'm.

beklerken yazayım dedim...

sıkıldığım hayır sinirlendiğim... hayır hayır çaresizce isyan ettiğim, içinden çıkamadan altında ezildiğim... nedenini merak edercesine değil sonucunu değiştirme ümidiyle defalarca sorduğum... yine mi olmadı?hayır tam olmadı...

bekle ya da kabullen
alış ya da değiştir

bir türlü tatmin olmayan beklentilerimden ve beni soktukları döngüden usandım.

  • beklenti (ve beraberinde gelen varsayımlar)
  • beklenti olgusunun sonuçsuzluğunu kavramak
  • vazgeçmeye çalışmak; ya da herşeyi/her kimseyi olduğunca kabullenmeyi denemek
  • yine başaramamak, ya da kendini başardığına inandırarak çuvala bir ağırlık daha atarak devam etmek
  • başaramadığını fark edip de beklentiden vazgeçemedikçe mutsuz olmak yahut beklentinin nesnesinden vaz geçerek döngünün başına dönmek
senden beklediklerini birisi sana söylediğinde ne yaptın?
beklediğin bende yok,olsa dükkan senin?
vermiycem işte, o benim!
bekle de gör?
ya ben? ya ben?

~beklenti varsa eksik olan bir beklenen vardır. Eksik olan, beklentiyi karşılaması beklenen karşıdaki değil; karşıdakinden beklediğini bekleyendir... oysa evvela karşımızdakini suçlar,sonra kendimize bakarız...

smdşiajnalkansp
sıkıldım. beklemekten de kendimden de
bari şu şarkıyı söyleyerek dışarı çıkayım
"bekledim de gelmedin
gözyaşımı silmedin
hiç mi beni sevmedin
sevdiğimi bilmedin"

~beklemek boşta olan insan meşgalesidir~

11.11.2009

korkunç bir düşünce geldi aklıma...

ya ben de, bir türlü başkalarının tümüyle göremediğini düşündüğüm ben değil de, aslında etrafımdakilerin gördüğü ama bir türlü beni ikna edemediği bensem?

ne gösterir ayna insana, yahut ne görmek için bakarız aynaya?

10.11.2009

bir uykudan uyanıp,daha mahmurluğa vakit kalmadan bir sonrakine dalıyorum sanki. ben uyurken insanlar, mekanlar, zamanlar değişiyor. Basit bir Hollywood filminden bir sahne canlanıyor gözümde: Sabit duran ben ve etrafımda sürekli hareket halinde bir dünya var sanki... kıskanç, hayran, hasetli bakışlardan ve tamamen anlamsız manasız sorulardan sıkıldım. Get your own life and leave mine alone! Yalnızca sıradan ya da sıkılgan ya da depresif ya da çirkin olamaz mıyım!

8.11.2009

ani ve keskin bir duygu doldu içime. insanın bir an'ını tasvir edebilmesinin zorluğunu hissettim... kendime bile ifade edemediğim çorba gibi hisler geçti uzuvlarımdan. hangi uzuv? hangi his?

6.11.2009

Bülent Somay * Bir Şeyler Eksik

hayatlarımızda sürekliliğini yitirmemiş tek duygu sanırım Bülent Somay'ın da bahsettiği eksiklik hissi...mükemmel bir iş, aile, sağlık, huzur mevcutken bile elimizin altında bulamadığımız, yokluğunun varlığını hissettiğimiz bir "şeyler kümesi". Eksikliği ifade edebilmek için yazıya dökmeye çalıştığımda ise tek fark ettiğim, yazdığım tasvirin bir eksiği anlatmak için çok fazla olduğu...

26.10.2009

seni, yanımdayken bile özlüyorum. yetmeyen sen değilsin; aslında ben ne kendime, ne sana yetiyorum. oysa öyle çoğum ki, bedenimden sürekli taşıyorum. yalınlık ve sıradanlık akarken üzerimden, yine de beni sev istiyorum. kendimi sevebilmem için beni sev istiyorum. kendi kendime yalanıyor, yine de temizlenemiyorum. sonra da, tanıdık bir döngüyle, içimde aradığımı senden dileniyorum.

22.10.2009

üşümemek elde değil bu sonbahar gecesinde. midemin sürekli sancıları yakamı bırakmıyor yatakta da. oysa yatak herşeyden kaçış ve saklanış değil miydi? şeytansı bir şeyler var her yerde peşimden koşan.

21.11.2009

solgun bir ifade büründün yüzüne. boşluk dolu bakışlarla durdun önümde. biliyorum biliyorum. Duruşlarımız ve susuşlarımız başka. Bu aşikar. Adım atışıyoruz sanki, ama yaklaşmak için değil de birbirimize, yenmek icin diğerimizi. Nereden çıktı bu savaşma aşkı? yalnızlık hamallığı?

gözümü açmadan evvelden beridir bir şey yapasım var. kitap okuyasım, yazı yazasım, öğrenesim, ifade edesim var... yok değil. Onun yerine, isteklerimin altında ezilerek, ve hiçbirini doğru düzgün yapamıyacağımı kendime defalarca belirterek, çekine sıkıla oturuyorum beyaz koltukta. bu arada *zaman "geçse" de sürekliliğini sürdürmeyi herşeye rağmen başarıyor. bir nevi geçmiyor da sonsuzca var.


19.10.2009

darkness, nothingness, and emptiness... and the void (the lack) that is "present" in all three intrigues me...

Are you more interested in holes or wholes?
Can you construct Nothingness?
How can you feel "empty" if feeling is a physical sensation of "something"?
If you are able to make such a statement: Nothing lasts forever. Is there a cluster of "Nothing" somewhere?




18.10.2009

İçimden hiç bir şey yapmak gelmiyor.. sıkılganlığımı yahut bunaltımı da ruh halime bağlıyorum. Oturuyorum yazı yazmak, yahut iş yapmak için… oturduğumdan bir iki dakika sonra kalkıp kendi etrafimda dolanıyor ve yeniden oturuyor, sıkıntımı binlerce kat artmiş bir yoğunlukta hissediyorum.

Gitme arifesinde, hüzünden tepeleme dolmuş bir ruh haliyle, oturduğum yeri yadırgıyorum. Gitmeden evvel durup kalmak istemiyorum. Saatleri bir saat geri alıcaklarını duyuruyorlar gazetelerde. Bir saat yetmez bana diyorum, saatler olsa yine yetmez bulup, bulduktan sonra da söküp atmaya bu içimdeki diyar diyar karanlığı.

Kalbimi oda oda dolaşsam da, istediğimi bulamıyorum. Ancak celallenip bağırıyorum kendi kendime: " Nedir istediğin yine?!"


"i knew you could, never forever stay." aklıma düştü. neydi bu?

17.10.2009

içim düğüm düğüm
boşluğum yokluğundandır ancak

15.10.2009

Bulunduğum yeri ve dönüştüğümü fark ettiğim kişiyi garipsedim. Yahut, bir zamandır sessizce garipsemekte olduğum ben’i yeni gördüm. Şimdiki ifadesizliğim, yoksunluğumdan ziyade bezginliğimden. İçinden geçtiğim, ve bir doğal felaket olduğuna neredeyse emin olduğum yoğunluğu anlatabilmek, anlatmaya defalarca çalışmaktan daha da yorucu.

Bazen, dün de olduğu gibi, henüz varlığından emin olmadığım bulaşıcı bir hastalığın bedenimi yavaşça elegeçirdiğini kuruyorum beynimde. İç organlarımı kemiren bir parazit var sanki. Daha da korkuncu, bu parazit bana sonradan bulaşan bir şey değil de, varlığımın bir parçası belki de.


Bir daha hiç olmayacağım kadar yorgunum,

bir daha hiç olmayacağım kadar hasta ve halsiz

neyin var diyorsun sen.

endişeli bir dost değil de,

soymaya hazır bir hırsız edasıyla

dönüp gülümsüyorum sahtekarca

yok diyorum hiç bir şey, meraklanma

olsa dükkan senin ama, aklımda.