10.05.2010


(....)

Kadınlığıma ver

Çocukluğuma ver

Içimdeki oyunlara ve kıvılcımdan doğan mutluluklara ver

Varsın yalnızca bir hayal olsun kendi uydurduğumuz

Içimize yerleştirip bizim sandığımız

Varsın olmamış olsun hiç

Yanılsama olsun kanıksadığımız


Gözlerimi ve dudaklarımı saklayıp söylemem sana

Gerçek olmadığından değil de

Heralde,

Korktuğumdandır görmenden beni

benim kendimi gördüğüm gibi

09.05.2010

az evvel girdiğim sınav sanki hayatımı yaşayışıma bir ayna tuttu. Her şeyden bir ders almak amaçlı değil de bir anda fark edilen, belki de hissedilen bir benzerlikmiş gibi geldi sanırım.

tıpkı hayatımda yaptığım gibi verilen zamanda yaptıklarımı doğru değil de, her şeyi yapmaya çalışarak ama bir sürü boş ve yanlışla tamamladım. panik içinde, daha önümdeki soruları okumadan, cevaplarını bilmediğim paranoyası ve ezikliğiyle, kendime herşeyin kötü gittiğini söyledim. bir kaç kez de gözlerimi kapatıp saklanmak, kaçmak, hiç orada bulunmamış olmak, ya da yeniden başlamam için bir şans verilmesini istedim. telkin çalışmalarım, düzenli aralıklarla başarısızlığa uğradıklarında kabullenme ve denemeye devam etme arasında kararsızlık yaşadım. Ve sanırım ilk andan son ana kadar o kararsızlığın içerisinde boğuldum.

şimdi, yanlışların doğruları götürdüğü dünyamda, kararsızlığımın yükseldiği anlarda, nasıl yaparım da sakinleşip, geri dönüş yolum olan bir şans veririm kendime diye düşünüyorum. gelecek sorulardan korkmadan, süre bitti dediklerinde haksızlığa uğramışım gibi hissetmeyeceğim bir hayat nasıl sürerim?

08.05.2010

şimdi nin içine aldığın insanlara geçmişinden parçalar yüklemeye çalıştığında ne olur?
geçmiş bizi takip eder de, onlara nasıl yansır?
geçmişe özlemimi bugüne taşıdığımda,bunu nasıl dillendirebilirim?
anlar ve anılar mı özlediğim, anlamlar mı? gençlik mi? o zamanlar hissettiğim, içime düşen duygu ve düşünceler mi?
fotoğrafların ve kokuların ve yazıların ve karalamaların ne kadarı bir ilüzyon şimdi'de?
Geçmişimin bazı anlarını bir üçüncü şahıs edasıyla izleyebilsem yeniden, diner mi özlemim? sürekli bakılan resimlerin verdiği heyecansızlığa dönüşür mü o zaman geçmiş? ya da tatmin olur, doyar mıyım?

07.05.2010

üzerimde bir ağırlıkla uyanıyorum günlerdir. vücudumun ayrı ayrı bir kaç yerine gözle görülmeyecek kadar minik ama tüm kaslarımda hissedilecek kadar ağır cisimler yerleştirmişler sanki ben uyurken. Bu cisimler, bütün geçe sinsice tenimin içine girmiş ve vücudumun dokunur dokunmaz ağrıyan parçaları haline gelmişler.

05.05.2010

katlayıp da kaldırdığım kıyafetlerim gibi dolabın bir köşesine sokuşturdum bana dair kullanmadığım şeyleri. parça parça böldüm kendimi, bütünü göremiyorum. yargı masasına her yatırdığımda ayrı bir parça çıkıyor önüme. göremiyorum.

bunca önemsediğim ne varsa kendimde, kaybettiğime ve bulamadığıma iyice inandırdım kendimi ki sanal sancılar yaratayım içimde. şimdi içinde olduğumu sandığım bu karanlık odada ise, yine havaya savuruyorum tekmelerimi. kapıyı açıp güneşi görmek değil niyetim, -varsa bile yok saymak onu. içeri birilerini hatta kendimi bile alasım yok. dertsizlik ortasında dert doğurmak yaptığım. Sürekli ıkınmam da bundan olmalı. hayat vermek değil de içimdeki çürümüş hayatı bir dışkı gibi ortaya bırakmak. onda bile kararsızım. kaçtığımsa neden bu denli ürkünç bulduğumu anlayamadığım bir sıradanlığı kabullenmek sanırım.

kurtarılmak değil, bir batağa batmak arzum. yine de çelişki doluyum. ne istiyorum, ne istemiyorum, nedir bu şımarık bıkkınlık... bilmiyorum.