10.12.2010

yağmur...içerde dışarda yağmurla uyandım. karanlık, soğuk, rüzgarlı ve yalnız bir gündü. çok üzgün hissediyorum. biraz dinsin bu yağmur artık... dayanamıyorum.

30.11.2010

insanın bir başkasına değil de kendine ihanetidir en kötüsü.
ve
en anlaşılamayanı kendi kendine yaptığı kötülüktür

28.11.2010

'önceden kaybetmiş olmakla
yeniden kaybetmiş olmak
arasında

tekrar'

bir türlü dürüst olamadım kendime.
bir türlü açıklayamadım içimdekileri. ya kelimeler, ya tonlamalarım yalnıştı. ya da konuşurkenki ürkekliğim ve sinirim. kendi hakikatimin başında beklerken bağsız bağımlılıklar, boşlukta sudan düğümler, küçük çaplı cehennemler yarattım. ne gerek var? kendi ağzımın içinde, dilsizliklere ne gerek var?
...
uzun bir gündü. haftasonu ne değerliymiş meğer. güneşli havada salınarak yürümek ayrı bir güzelmiş günün adını bilince. sahilde güzel bir kahvaltı, bir dostla güzel bir kahve, bilinmezleri bilmeye çabalamadan geçen zaman...güzelmiş.

27.11.2010

içime işleyen bir kitap okumayalı uzun zaman oldu. yeni bir ezgi aramayalı da. beynim durmuş da, kalbimi attırmaya çalışmaktan fark edememişim. meraklandım şimdi. ne idi zamanı ilerleten benim için? nerede ağzım dilim? şaşmaz bir şekilde kazıp kazıp, hemen ardından içine düştüğüm çukurları görüyorum da ne oluyor? nasıl sürekli aynı sinir bozucu tavırları takınabiliyorum? bu sonradan kazanılmış çaresizliğim, ısrarcılığım, yapışkanlığım nereden bulaştı ellerime? sorular da sıkıcılaştı git gide. içkimi içip, kitap okumaya gidiyorum.

27.11.2010

geceyle sabahın kesişiminde
sarhoş ve mahsunum sandalyenin kıyısında. hafifletici nedenler arıyorum işlediğim suçlara. ve vazgeçmemek uğruna akla karayı seçiyorum renkliler arasından. uykulara dalıyorum her uyanışımda. yalnızlığın çeşitliliğini tadıyorum. hepsi ayrı bir yavanlıkta.
çaresiz uyuyup nasıl da umutla uyanıyorum sabahlara? içim nasıl da yeter de artarcasına bir sevgi ile doluyor? kime nefretim? kime sevgim? kime göz yaşım? kaç para eder aşkım?
bipolar mıyım?

14.11.2010

"Kendimde gördüğüm erdemleri ve zayıflıkları zar zor itiraf edebiliyorum. Ayaklarım yere sağlam basar basmaz, her an sendeleyip düşebilirim. Gözlerim iyi görmez. Açken başka bir adamım sanki, yemek yedikten sonra başka: Keyfim yerindeyse, hava da aydınlık güneşliyse, iyi biriyimdir:nasırım ayak parmağımı acıtıyorsa, asık suratlı, aksi, yanına yaklaşılmaz bir adam olurum. Aynı atın üzerinde bir rahatımdır, bir değilimdir. Aynı yolu bir uzun bulurum, bir kısa. Aynı biçim bir hoşuma gider bir hoşuma gitmez. Bir gün elimden her iş gelir, başka bir gğn hiçbir şeyi beceremem. Bugün sevindiğim şeye yarın üzülebilirim. Sürekli değişen, ele avuca sığmayan bir sürü duyguyla dolu içim. Bir an melankolikken, bir an öfkeli bir hal alırım; ağlamaklı bir haldeyken bir anda doludizgin bir neşe kaplar içimi. Kitapları karıştırırken bakarım, dün içinde bin bir güzellik bulduğum, okudukça etkilendiğim bölümler bugün bir şey ifade etmez olmuş: Evirip çeviririm, başa dönerim, nafile: Sayfalar anlamını yitirmiş, yabancılaşmıştır artık. "

02.11.2010

hikayeye bir türlü başlayamıyorum. ilk cümleden pes.belki de anlatmak istediğim bir şey yok, yalnızca anlatasım var, ha?

dönüp dolaşıp aynı yerde sonlanıyorum sanırdım, dönüp dolaşmıyormuşum. aynı yerde duruyormuşum.
I have been here before.

herşey çok güzel olacak. "hikayeler anlatan hikayeleriz biz.hiç"

22.10.2010

epey zaman geçmiş buraya en son yazalı. kendimi ifade etme arzusu yoksunluğundan değil aslında. İfade etmeye çabaladığım hislerime, düşüncelerime ya da hayallerime bir türlü konsantre olamayışım sanırım bunun nedeni. beynim, hiperaktif bir çocuk gibi... sürekli amaçsızca, ordan oraya koşuşturuyor sanki. durup düşünecek bolca zamanı var oysa. ya da en azından: 'ne hissediyorsun?' sorusuna cevap verecek kadar.

heyecanlıyım. içim kıpırdanıyor. bir şeyler olacak, biliyorum. telaşlıyım. biraz da korkuyorum. (varsa bir büyü eğer, bozulmaz di mi?) beklediğim o durakta değilim artık. hareketliyim. yanıma her şeyi alamamış olsam da hazırım. mutluyum. kendimi bıraktım ve huzurluyum. eksiklerin yerini doldurmaya da gelecek sıra. umutluyum.

31.08.2010

umutla aldım kum tanelerini elime, yolculuğa çıkıyorum. biliyorum döndüğümde şimdiki ben olmayacağım. biliyorum döndüğümde farklı olacak bir şeyler. bir karanlık yolculuğu bitirmek için, bir yenisine çıkıyorum. döndüğümde evimde olmak ümidiyle. döndüğümde yarımdan çok, tamdan az olmak dileğiyle. özleyerek gidiyorum.

18.08.2010

"aslında kanatan sözler değil umarsızlığımızdır. Sonra da başımızı bin pişmanlıkla yastığa koyup içimize saplanan keskin sözlerin sebebini düşünürüz. Hiçbirimizin suçu yoktur oysa. Aranma boşuna. Baksana, kazaklara da bürünsek, pantolonlara, elbiselere de saklasak yine de gizleyemeyiz. Arsızdır. Görünmez eliyle, bir bir sana mutlak gösterir. Uçurumun kıyısında öylece asılı dururuz. senin hep bitirmen gereken işlerin vardı. Benimse bunların arasında bir zamanı yakalama bekleyişlerim. Bir araya geleceğimiz günü öğrendiğimde bir düğüm çözülür, bir yenisi atılırdı. Neyi, nasıl anlatmalı? Zaman, söylenecek onca sözden hangi birine yeterdi. Karşı karşıya geldiğimizde hepsini unutuyordum...."
osman gur

06.08.2010

Saniyeler dakikaları kovalıyor içimde. zaman ne geçmek ne de durmak biliyor… akması ile donması arasında bir tercih de yapamıyorum. Duvarlardaki saatler tiktakladıkça içim sıkışıyor. Dursa ne olur kimbilir diye düşünüp bir sabah bütün saatlerin pilini çıkardığımı düşlüyorum. Düşüncemde bile hareketsizliği, durağanlığı yaşamak sinirimi hiç olmadığı kadar bozuyor. Zaman akıp giderken olmayanlar ve olanlar ne denli çileden çıkardıysa beni, akması beklenen zamanın kılını kıpırdatmaması da bir o kadar sinirlendiriyor.

Evimdeyim yine. Kendimi hapsettiğim bu güzel cehennemde. Etraftaki objelerin her biri bir anlam ifade etmeli bana kendi evimde. Manaları olmalı orada durmalarının. Bakıyorum, göremiyorum. Her şey tanıdık ama her şey yabancı. Tezatlarla dolu, karmaşa ile yoğrulmuş gibi her nesne. Kütüphaneme gidip kitapların üzerinde sağ elimi gezdiriyorum. Sanki bir tanesi el kol yaratıp tutacak beni bileğimden, aradığın şey bende yazılı diyecek. Bir kelime, bir cümle olacak bana göstereceği ve ben yeniden doğacağım sanki. Olmuyor ama. Tutmuyor hiç biri uzanıp. Sıkılıyorum, uzaklaşıyorum oradan da.

Son zamanlarda sürekli yaptığım gibi emelsizce dolanıyorum evde. Sigara üstüne sigara yakıyor, isteksizce hatta tiksinerek dudağıma götürüyorum. Salonda bi süredir bellediğim bir yer var… blgisayarımın yersizce yamuk yumuk durduğu. Onun başına ilişip anlamsız ya da daha önceden de izlemiş olduğum ne varsa seçip izliyorum. Kitaplar uzatmazsa kolunu bana, diziler uzatıyor. Sanal aşk ve ayrılık hikayelerinde uyuşturuyorum yüreğimi. Aşkıma, nefret, alay ve umarsızlık katıyorum birer doz. Kendime nefret, alay ve umarsızlık katıyorum.

içim öyle sıkışık ki... yoksun hissediyorum.
buluşuyoruz kalabalık bir caddede. onu beklerken içim karışık. gelmesi için can atan bir çocukla, var olabilme savaşı veren korkak bir kadın el ele yürüyorlar beynimde. kalabalıktan onu seçiyor gözlerim. anlamıyorum kıpırtıları içimdeki. ne çok yakışıklı, ne çok çekici, ne de tamamıyla bana ait oysa. yine de hafifçe titriyor ellerim. dudaklarına yapışmak geçiyor içimden. yanaklarından öperek sıradan bir selamlama ile merhabalaşıyorum. gülümsüyor. gülümserken dudak kenarları yanaklarını yukarı itiyor, gözleri kısılıyor. elini tutmak istiyorum, koluma giriyor. yürüyoruz beraber.



22.07.2010

bir gün, bir ağacı sevmiş bir yıldırım,

gürültüsüz olmazmış aşk
ışıklar çakmadan olmazmış
bir gün bir ağacı sevmiş bir yıldırım
ve yangınlar çıkarmış uğruna
içinde yaktığının sevdiği olduğunun farkına varmadan
gözleri ışıklarla kör
kulakları gürültüyle sağır
yok etmiş sevdiğini
ona yalnızca dokunmak arzusuyla


23.06.2010


I say to myself that I need time. Then I get it... Hours and days of no responsibilities. Hours and days that i can spend doing what I want to do, doing what would make me happy. What do I do with it? I waste it. I do nothing, I numb myself. I become addicted to this numbness, to this memory-less self. It wont hurt if I don't look at the wound I make myself believe. It does. give me more numbness, let me sleep for a while if I can be non-existent for a bit, if I could ignore my being, it might all end.



16.06.2010



no expectations --> no disappointments ??

denial
anger
bargaining
depression
acceptance

"Eğer bir istek yaşamın odak noktası olursa, var olduğu enerji içinde boğulur, serbest akışı kesilir. Su yolunu bulamaz. İstek enerjisinin yoğunluğu oluş enerjisinin önünü keser."

07.06.2010

"Ben her zaman bunun için doğmamış biri olacağım,
Ben her zaman, sadece, bazı nitelikleri olan biri olacağım,
Ben her zaman, kapısız bir duvarın dibindeki kapının açılmasını bekleyen biri olacağım"

01.06.2010

başkalarının ne diyeceğinden önce kendi ne diyeceğini bilmek.
sanal açmazlar yaratmaktansa kendi açmazlarından çıkmak.

10.05.2010


(....)

Kadınlığıma ver

Çocukluğuma ver

Içimdeki oyunlara ve kıvılcımdan doğan mutluluklara ver

Varsın yalnızca bir hayal olsun kendi uydurduğumuz

Içimize yerleştirip bizim sandığımız

Varsın olmamış olsun hiç

Yanılsama olsun kanıksadığımız


Gözlerimi ve dudaklarımı saklayıp söylemem sana

Gerçek olmadığından değil de

Heralde,

Korktuğumdandır görmenden beni

benim kendimi gördüğüm gibi

09.05.2010

az evvel girdiğim sınav sanki hayatımı yaşayışıma bir ayna tuttu. Her şeyden bir ders almak amaçlı değil de bir anda fark edilen, belki de hissedilen bir benzerlikmiş gibi geldi sanırım.

tıpkı hayatımda yaptığım gibi verilen zamanda yaptıklarımı doğru değil de, her şeyi yapmaya çalışarak ama bir sürü boş ve yanlışla tamamladım. panik içinde, daha önümdeki soruları okumadan, cevaplarını bilmediğim paranoyası ve ezikliğiyle, kendime herşeyin kötü gittiğini söyledim. bir kaç kez de gözlerimi kapatıp saklanmak, kaçmak, hiç orada bulunmamış olmak, ya da yeniden başlamam için bir şans verilmesini istedim. telkin çalışmalarım, düzenli aralıklarla başarısızlığa uğradıklarında kabullenme ve denemeye devam etme arasında kararsızlık yaşadım. Ve sanırım ilk andan son ana kadar o kararsızlığın içerisinde boğuldum.

şimdi, yanlışların doğruları götürdüğü dünyamda, kararsızlığımın yükseldiği anlarda, nasıl yaparım da sakinleşip, geri dönüş yolum olan bir şans veririm kendime diye düşünüyorum. gelecek sorulardan korkmadan, süre bitti dediklerinde haksızlığa uğramışım gibi hissetmeyeceğim bir hayat nasıl sürerim?

08.05.2010

şimdi nin içine aldığın insanlara geçmişinden parçalar yüklemeye çalıştığında ne olur?
geçmiş bizi takip eder de, onlara nasıl yansır?
geçmişe özlemimi bugüne taşıdığımda,bunu nasıl dillendirebilirim?
anlar ve anılar mı özlediğim, anlamlar mı? gençlik mi? o zamanlar hissettiğim, içime düşen duygu ve düşünceler mi?
fotoğrafların ve kokuların ve yazıların ve karalamaların ne kadarı bir ilüzyon şimdi'de?
Geçmişimin bazı anlarını bir üçüncü şahıs edasıyla izleyebilsem yeniden, diner mi özlemim? sürekli bakılan resimlerin verdiği heyecansızlığa dönüşür mü o zaman geçmiş? ya da tatmin olur, doyar mıyım?

07.05.2010

üzerimde bir ağırlıkla uyanıyorum günlerdir. vücudumun ayrı ayrı bir kaç yerine gözle görülmeyecek kadar minik ama tüm kaslarımda hissedilecek kadar ağır cisimler yerleştirmişler sanki ben uyurken. Bu cisimler, bütün geçe sinsice tenimin içine girmiş ve vücudumun dokunur dokunmaz ağrıyan parçaları haline gelmişler.

05.05.2010

katlayıp da kaldırdığım kıyafetlerim gibi dolabın bir köşesine sokuşturdum bana dair kullanmadığım şeyleri. parça parça böldüm kendimi, bütünü göremiyorum. yargı masasına her yatırdığımda ayrı bir parça çıkıyor önüme. göremiyorum.

bunca önemsediğim ne varsa kendimde, kaybettiğime ve bulamadığıma iyice inandırdım kendimi ki sanal sancılar yaratayım içimde. şimdi içinde olduğumu sandığım bu karanlık odada ise, yine havaya savuruyorum tekmelerimi. kapıyı açıp güneşi görmek değil niyetim, -varsa bile yok saymak onu. içeri birilerini hatta kendimi bile alasım yok. dertsizlik ortasında dert doğurmak yaptığım. Sürekli ıkınmam da bundan olmalı. hayat vermek değil de içimdeki çürümüş hayatı bir dışkı gibi ortaya bırakmak. onda bile kararsızım. kaçtığımsa neden bu denli ürkünç bulduğumu anlayamadığım bir sıradanlığı kabullenmek sanırım.

kurtarılmak değil, bir batağa batmak arzum. yine de çelişki doluyum. ne istiyorum, ne istemiyorum, nedir bu şımarık bıkkınlık... bilmiyorum.

04.04.2010

içimde bir dünya var kimseye dillendirmediğim
söylendiğinde içten değilmiş gibi yargılanacak kelimeler var hislerimde
zaman zaman ve dışardan bakıldığında "durduk yere" gözüme yanaşan ıslaklıklar...
ısrarla atmak istediğim damlalara, kurtulmak istediğim parçalarım bulanmıyor bir türlü
bakıyorum kendime ayna sandığım suratlarda
anneannemin kırışıklarında çocuk bir Deniz var kıyamadığı
annemin sözlerinde hırçın bir genç kız, acımasız...
sevgilimin kollarında sevgiye aç bir kadın, bir türlü doymayan
kıtalar arası tek başıma yolculuklarımda benden ziyade bir ben, soğukkanlı
arayışlarımdan vaz geçtim de farkındalıklarıma ne oldu?
yaşananlar hiç yaşanmamış bir masal sanki ara sıra bira kokularıyla dilime dolanan
kimdim ve kimim ya da kim olmak istedim?
tarifi zor ve nedensiz tatminsizliklerim, kendimden hoşnutsuzluklarımın bayağılığı sıktı artık




31.03.2010

yerleri sürekli süpürmeme rağmen her taraf sürekli toz.
bulaşıklar sürekli lavobaya doğuyorlar.
aklımdaki işler bittikçe yeni işler hep çıkıyor.
her gün uyanıyorum bir önceki günden daha yeni olacak diye, ama gün eskiyor. ya da ambalajdan çıkar çıkmaz eski kokuyor.
telefonlarımı açmadıkça çalmaya ısrarla ve artarak devam ediyorlar.
yapmak istediğimi söylediğim ve tasvir etmekten kaçındığım bir dolu ya da bir şey nerede onu bulamıyorum.
özenle sakladığım şeyleri hep kaybediyorum.
özenle saklandım ve sanırım kayboluyorum.

24.03.2010

aklına geleni yazmaca

Karşı şeritten gelen kamyon yoldan çıkıp benim arabama çarpsa ve filmlerdekine benzer yavaş çekimde yaşasam ölümümü diye geçirdi kız içinden. Ne dramatik bir son olur bunca boş bir yaşama… sonuna kadar izlenmediği zaman ilk 10dakikasında terk edilecek, ama sonuna dek izlendiğinde vasatın üstünde not verilebilecek bir film gibi...

---------

karşı demişken...

karşı binadan bana bakan cephenin komple cam olduğu bir daire ve içinde yaşayan sevgi dolu bir çift var. hayatımın bir parçası oldular sanırım ki bu gün kiralık yazısını camlarından dışarı sarkıttıklarında içim buruldu. Ne kadar anlamsız duygular doluşuyo içime...

20.03.2010

Zamanlar sonra burayı buldum.
Kaybetmiş miydim de buldum? Aradığımı mı buldum? Buldum da ne oldu?

Devinen dövünen bir benlik kalmış geriye benden. Parmağımı oynatmaya halim yok. Üşenmeden Türkçe karakterler kullandığıma şaşıyorum hatta. Söylemeye değer birşeyim olmadan yazdığıma bir de. (Bir şey ayrı mıydı onu bile unuttum). Bir süre evveline kadar hep anlatacak ya da uyduracak bir hikayem olduğunu düşünürdüm. Kelimeler kelimeleri kovalar ve cümleler sayfaları doldurur sanardım. Şimdi boş kağıt karşısında şaşkınım. Zaman mı gerçekten yetmeyen, yoksa ben miyim bilemiyorum. Sorunun cevabından korkuyor, saklanıyorum.



12.02.2010

i'm not here, i'm not there
i'm nowhere



08.02.2010

bu boşluk ne ağırmış

kalbim ağır, ruhum ağır... kendimle kaldığım anda, kendliğinden süzüldü damlalar suratıma... durduramıyacakmışım gibiydi yolda tek başıma yürüyüp nefes almaya çalışırken... ama hiçbir şey yokmuşçasına kupkuru bir suratla girdim evden içeri ve az evvel gördüğüm sıkıcı filmi anlattım anneme.
şimdi yatağımdayım. içimdeki ağırlık üzerimden kaldırıp altından bir kelime çıkaramayacak kadar şiddetli.


rahatça ağlayacak bir sokak mı kaldı şimdi?

04.02.2010

bir labirent içim ve duvarlara çarpa çarpa yolumu bulmaya çalışıyorum. her dönemeçte farklı bir ben çıkıyor karşıma. toparlayıp katıyorum onları da ardıma. bir sürü halinde ilerliyoruz labirentin kıvrımlarında. Aman dikkat: karşımıza ne vakit çıktığınıza göre değişir kimle karşılaşacağınız.

21.01.2010

içim çok dolu. yağmur öncesi bastıran, sıkıntılı, ağladı ağlayacak bulutlar sardı biryerlerimi. battaniyesine sarılıp, gözlerini sıkı sıkı yummuş o çocuk olmak istiyorum şu an. saklanmak. bir süreliğine olmamak ya da olmaya çabalamamak...durmak...ama gidiyormuş gibi durmak: denemeden, yenilmeden, yüreklendirilmeden ve engellenmeden.

Gitmek ne kadar süreli bir durgunluktur? gitmişsin gibi gözüktükten ne kadar sonra aslında ilk adımı atarsın? bilmiyorum. bedenimin gittiği yerlere ruhum hep geç varıyor sanki. kalakalıyor bir noktada... uzaktan bakıyor bedenimin ulaştığı yere. bedenim neredeyse, benliğim de orada sanıyorlar. bense, parçalara bölünmüş ruhumu, oradan buradan toparlayıp gitmeye/gelmeye, ama en çok da varmaya çabalıyorum.

ya bir önceki, ya bir sonraki günün ruhsal araştırmasında buluyorum kendimi.herşeyi silip sıfırdan başlamak mümkün olsaydı, dili yok edip, tekrar yaratmak ve birer birer öğrenmek... o zaman yarışın bitmesine yakın, bu kadar geriden geliyormuşum gibi hisseder miyim?Koştuğum yönü değiştire değiştire,etrafımda dönmeye başladım. şaşırdım sanki başlangış ve bitiş çizgilerini. çokluğum yokluğuma yol açmadan gözlerimi kapatıp durucam. durucam ki gidebileyim.

15.01.2010

kültablasına yeni söndürülmüş, tekrar yanmak için can çekişen bir izmarit gibiyim. ateş olmadan yanamayan, ama yanma potansiyeli hayli yüksek bir izmarit. benim gibileri iyice söndürmeliler kültablasında. bastıra bastıra, üzerine sıvı ne varsa dökerek... yandıkça ancak kirletiyorum birisini, sönükken ise acizliğin daniskasıyım.