10.12.2010
30.11.2010
ve
en anlaşılamayanı kendi kendine yaptığı kötülüktür
28.11.2010
yeniden kaybetmiş olmak
arasında
tekrar'
bir türlü dürüst olamadım kendime.
bir türlü açıklayamadım içimdekileri. ya kelimeler, ya tonlamalarım yalnıştı. ya da konuşurkenki ürkekliğim ve sinirim. kendi hakikatimin başında beklerken bağsız bağımlılıklar, boşlukta sudan düğümler, küçük çaplı cehennemler yarattım. ne gerek var? kendi ağzımın içinde, dilsizliklere ne gerek var?
...
uzun bir gündü. haftasonu ne değerliymiş meğer. güneşli havada salınarak yürümek ayrı bir güzelmiş günün adını bilince. sahilde güzel bir kahvaltı, bir dostla güzel bir kahve, bilinmezleri bilmeye çabalamadan geçen zaman...güzelmiş.
27.11.2010
27.11.2010
sarhoş ve mahsunum sandalyenin kıyısında. hafifletici nedenler arıyorum işlediğim suçlara. ve vazgeçmemek uğruna akla karayı seçiyorum renkliler arasından. uykulara dalıyorum her uyanışımda. yalnızlığın çeşitliliğini tadıyorum. hepsi ayrı bir yavanlıkta.
çaresiz uyuyup nasıl da umutla uyanıyorum sabahlara? içim nasıl da yeter de artarcasına bir sevgi ile doluyor? kime nefretim? kime sevgim? kime göz yaşım? kaç para eder aşkım?
bipolar mıyım?
14.11.2010
02.11.2010
22.10.2010
31.08.2010
18.08.2010
06.08.2010
Saniyeler dakikaları kovalıyor içimde. zaman ne geçmek ne de durmak biliyor… akması ile donması arasında bir tercih de yapamıyorum. Duvarlardaki saatler tiktakladıkça içim sıkışıyor. Dursa ne olur kimbilir diye düşünüp bir sabah bütün saatlerin pilini çıkardığımı düşlüyorum. Düşüncemde bile hareketsizliği, durağanlığı yaşamak sinirimi hiç olmadığı kadar bozuyor. Zaman akıp giderken olmayanlar ve olanlar ne denli çileden çıkardıysa beni, akması beklenen zamanın kılını kıpırdatmaması da bir o kadar sinirlendiriyor.
Evimdeyim yine. Kendimi hapsettiğim bu güzel cehennemde. Etraftaki objelerin her biri bir anlam ifade etmeli bana kendi evimde. Manaları olmalı orada durmalarının. Bakıyorum, göremiyorum. Her şey tanıdık ama her şey yabancı. Tezatlarla dolu, karmaşa ile yoğrulmuş gibi her nesne. Kütüphaneme gidip kitapların üzerinde sağ elimi gezdiriyorum. Sanki bir tanesi el kol yaratıp tutacak beni bileğimden, aradığın şey bende yazılı diyecek. Bir kelime, bir cümle olacak bana göstereceği ve ben yeniden doğacağım sanki. Olmuyor ama. Tutmuyor hiç biri uzanıp. Sıkılıyorum, uzaklaşıyorum oradan da.
Son zamanlarda sürekli yaptığım gibi emelsizce dolanıyorum evde. Sigara üstüne sigara yakıyor, isteksizce hatta tiksinerek dudağıma götürüyorum. Salonda bi süredir bellediğim bir yer var… blgisayarımın yersizce yamuk yumuk durduğu. Onun başına ilişip anlamsız ya da daha önceden de izlemiş olduğum ne varsa seçip izliyorum. Kitaplar uzatmazsa kolunu bana, diziler uzatıyor. Sanal aşk ve ayrılık hikayelerinde uyuşturuyorum yüreğimi. Aşkıma, nefret, alay ve umarsızlık katıyorum birer doz. Kendime nefret, alay ve umarsızlık katıyorum.
22.07.2010
23.06.2010
16.06.2010
07.06.2010
01.06.2010
10.05.2010
(....)
Kadınlığıma ver
Çocukluğuma ver
Içimdeki oyunlara ve kıvılcımdan doğan mutluluklara ver
Varsın yalnızca bir hayal olsun kendi uydurduğumuz
Içimize yerleştirip bizim sandığımız
Varsın olmamış olsun hiç
Yanılsama olsun kanıksadığımız
Gözlerimi ve dudaklarımı saklayıp söylemem sana
Gerçek olmadığından değil de
Heralde,
Korktuğumdandır görmenden beni
benim kendimi gördüğüm gibi
09.05.2010
08.05.2010
07.05.2010
05.05.2010
04.04.2010
31.03.2010
24.03.2010
Karşı şeritten gelen kamyon yoldan çıkıp benim arabama çarpsa ve filmlerdekine benzer yavaş çekimde yaşasam ölümümü diye geçirdi kız içinden. Ne dramatik bir son olur bunca boş bir yaşama… sonuna kadar izlenmediği zaman ilk 10dakikasında terk edilecek, ama sonuna dek izlendiğinde vasatın üstünde not verilebilecek bir film gibi...
---------
karşı demişken...
karşı binadan bana bakan cephenin komple cam olduğu bir daire ve içinde yaşayan sevgi dolu bir çift var. hayatımın bir parçası oldular sanırım ki bu gün kiralık yazısını camlarından dışarı sarkıttıklarında içim buruldu. Ne kadar anlamsız duygular doluşuyo içime...