26.10.2009

seni, yanımdayken bile özlüyorum. yetmeyen sen değilsin; aslında ben ne kendime, ne sana yetiyorum. oysa öyle çoğum ki, bedenimden sürekli taşıyorum. yalınlık ve sıradanlık akarken üzerimden, yine de beni sev istiyorum. kendimi sevebilmem için beni sev istiyorum. kendi kendime yalanıyor, yine de temizlenemiyorum. sonra da, tanıdık bir döngüyle, içimde aradığımı senden dileniyorum.

22.10.2009

üşümemek elde değil bu sonbahar gecesinde. midemin sürekli sancıları yakamı bırakmıyor yatakta da. oysa yatak herşeyden kaçış ve saklanış değil miydi? şeytansı bir şeyler var her yerde peşimden koşan.

21.11.2009

solgun bir ifade büründün yüzüne. boşluk dolu bakışlarla durdun önümde. biliyorum biliyorum. Duruşlarımız ve susuşlarımız başka. Bu aşikar. Adım atışıyoruz sanki, ama yaklaşmak için değil de birbirimize, yenmek icin diğerimizi. Nereden çıktı bu savaşma aşkı? yalnızlık hamallığı?

gözümü açmadan evvelden beridir bir şey yapasım var. kitap okuyasım, yazı yazasım, öğrenesim, ifade edesim var... yok değil. Onun yerine, isteklerimin altında ezilerek, ve hiçbirini doğru düzgün yapamıyacağımı kendime defalarca belirterek, çekine sıkıla oturuyorum beyaz koltukta. bu arada *zaman "geçse" de sürekliliğini sürdürmeyi herşeye rağmen başarıyor. bir nevi geçmiyor da sonsuzca var.


19.10.2009

darkness, nothingness, and emptiness... and the void (the lack) that is "present" in all three intrigues me...

Are you more interested in holes or wholes?
Can you construct Nothingness?
How can you feel "empty" if feeling is a physical sensation of "something"?
If you are able to make such a statement: Nothing lasts forever. Is there a cluster of "Nothing" somewhere?




18.10.2009

İçimden hiç bir şey yapmak gelmiyor.. sıkılganlığımı yahut bunaltımı da ruh halime bağlıyorum. Oturuyorum yazı yazmak, yahut iş yapmak için… oturduğumdan bir iki dakika sonra kalkıp kendi etrafimda dolanıyor ve yeniden oturuyor, sıkıntımı binlerce kat artmiş bir yoğunlukta hissediyorum.

Gitme arifesinde, hüzünden tepeleme dolmuş bir ruh haliyle, oturduğum yeri yadırgıyorum. Gitmeden evvel durup kalmak istemiyorum. Saatleri bir saat geri alıcaklarını duyuruyorlar gazetelerde. Bir saat yetmez bana diyorum, saatler olsa yine yetmez bulup, bulduktan sonra da söküp atmaya bu içimdeki diyar diyar karanlığı.

Kalbimi oda oda dolaşsam da, istediğimi bulamıyorum. Ancak celallenip bağırıyorum kendi kendime: " Nedir istediğin yine?!"


"i knew you could, never forever stay." aklıma düştü. neydi bu?

17.10.2009

içim düğüm düğüm
boşluğum yokluğundandır ancak

15.10.2009

Bulunduğum yeri ve dönüştüğümü fark ettiğim kişiyi garipsedim. Yahut, bir zamandır sessizce garipsemekte olduğum ben’i yeni gördüm. Şimdiki ifadesizliğim, yoksunluğumdan ziyade bezginliğimden. İçinden geçtiğim, ve bir doğal felaket olduğuna neredeyse emin olduğum yoğunluğu anlatabilmek, anlatmaya defalarca çalışmaktan daha da yorucu.

Bazen, dün de olduğu gibi, henüz varlığından emin olmadığım bulaşıcı bir hastalığın bedenimi yavaşça elegeçirdiğini kuruyorum beynimde. İç organlarımı kemiren bir parazit var sanki. Daha da korkuncu, bu parazit bana sonradan bulaşan bir şey değil de, varlığımın bir parçası belki de.


Bir daha hiç olmayacağım kadar yorgunum,

bir daha hiç olmayacağım kadar hasta ve halsiz

neyin var diyorsun sen.

endişeli bir dost değil de,

soymaya hazır bir hırsız edasıyla

dönüp gülümsüyorum sahtekarca

yok diyorum hiç bir şey, meraklanma

olsa dükkan senin ama, aklımda.